|
Fizik Kanunlarında Simetri
Simetri,
insan zihni için âdeta büyüleyicidir. Tabiattaki simetrik
nesnelere, Güneş ve gezegenler gibi neredeyse kusursuz simetrik
kürelere, kar tanecikleri gibi simetrik kristallere -ki hiçbir
kar tanesi birbirinin aynısı değildir-, hemen hemen simetrik
olan çiçeklere bakmaktan hepimiz zevk alırız. Ancak, burada ele
alınacak olan mevzu, tabiattaki nesnelerin simetrisi değil,
tabiat kanunlarının simetrisidir.
Bir cismin simetrik olup olmadığı kolayca
anlaşılabilir; ama bir fizik kanunu nasıl simetrik olabilir?
Fizikçiler, nesnelerdeki simetrinin uyandırdığı hisse benzer bir
şeyi fizik kanunları için de hissederek ona, "Fizik Kanunlarında
Simetri" ya da "Kanunların Simetrisi" adını vermişlerdir.
Öyleyse simetri nedir? Meselâ kare hususî bir simetriye sahiptir.
Onu 90 derece döndürürsek -sağ ya da sol fark etmez- yine aynı
görünür.
Alman matematikçi Hermann Weyl simetri için çok güzel
bir tanım vermiştir: "Eğer bir nesne üzerinde bir şey yaptıktan
sonra da nesne ilk hâlinde görünüyorsa, eğer nesnede bunu
yapmaya imkân veren bir şey varsa, o nesneye simetrik denir."
İşte fizik kanunları da bu anlamda simetriktir.
Simetrinin en basit örneği, "uzayda öteleme"dir
(translation). Bunu bir misal üzerinde açıklarsak:
Herhangi bir âlet veya bir deney yaparsanız ve sonra
aynı âleti veya deneyi orada değil de burada, yalnızca bir
yerden başka bir yere ötelenmiş olarak yaparsanız, ilk deneyde
gerçekleşen sonuç, ötelenmiş deneyde de aynen elde edilir. Ama
bu, gerçekte tam doğru değildir. Çünkü cihazı bulunduğunuz yerin
10 m soluna naklederseniz cihaz duvara çarpar ve işler zorlaşır.
Demek ki, bir şeyi naklederken ona etki edecek her şeyi birlikte
nakletmek gerekir. Meselâ sistemde bir sarkaç varsa ve onu
200.000 mil sağa doğru kaydırırsanız sistem doğru işlemez. Çünkü
sistem, yerin çekim alanından uzaklaşmış olur. Sarkaç da yerin
çekim alanıyla doğrudan ilgili olduğundan, sarkaç sistemi,
ötelediğiniz yerde dünyadaki gibi çalışmaz, ancak sistemle
beraber dünyayı da ötelerseniz işte o zaman sistemin davranışı
etkilenmemiş olur. Demek ki uzayda ötelemede, fizik yasalarında
simetrinin gerçekleşmesi için, sistemle beraber ona etki edecek
her şeyi ötelememiz gerekiyor.
Demek oluyor ki, ilk simetrimiz uzayda ötelemedir.
İkincisini de "zamanda öteleme" veya "zamanda ertelemenin fark
etmemesi" olarak nitelendirebiliriz. Meselâ bir gezegeni
Güneş'in etrafında belirli bir yönde harekete geçirelim. Aynı
gezegeni; iki saat sonra veya iki yıl sonra ya da iki yüz yıl
sonra, yani farklı bir anda aynı şartlarda yeniden harekete
geçirirsek tamamen aynı şekilde hareket edecektir. Çünkü çekim
yasası, hızdan bahseder ama ölçüme başladığımız mutlak an
hakkında bir şey söylemez.
Aslında bu misalin tam olarak doğru olduğundan emin
değiliz. Çünkü yerçekimi yasasının zamanla değişebilme ihtimali
var. Bu ise, zaman ertelemesinin her zaman simetrik olmayacağı
anlamına gelir. Çünkü milyarlarca yıl sonra çekim sabiti
şimdikinden daha zayıf olacaksa, bizim deneysel Güneş ve
gezegenimizin hareketlerinin milyarlarca yıl sonra aynı olacağı
da doğru olamaz. Fakat bugün bilebildiğimiz kadarıyla zamanda
bir erteleme hiçbir değişikliğe yol açmamaktadır ve simetriktir.
Bir başka simetri kanunu da "uzayda dönme", sabit
dönmedir. Bir yerde kurulmuş bir donanım ile deneyler yaptıktan
sonra yalnız eksenleri farklı yönde olan tam bir benzerini
alırsak o da aynı şekilde çalışacaktır. Burada da yine alâkalı
olan her şeyi döndürmemiz gerekir. Sözkonusu olan sarkaçlı bir
duvar saati ise ve saati yatay olacak şekilde döndürürsek sarkaç,
kabininin duvarına dayanacak ve saat işlemeyecektir. Ama
Dünya'yı da o istikamette döndürürseniz -ki o zaten dönmektedir-
saat işlemeye devam edecektir.
Bu "döndürme imkânının matematiksel ifadesi oldukça
ilginçtir. Belirli bir durumda ne olup bittiğini anlatırken veya
bir şeyin nerede olduğunu belirtmek için sayılar kullanırız.
Bunlar, bir noktanın koordinatları olarak adlandırılır. Meselâ,
önümdeki uzaklığa x diyelim, y de solumdaki uzaklık olsun. O
zaman bir cismin yerini, önden ne kadar, soldan ne kadar
uzaklıkta olduğunu söyleyerek belirtebilirim. Döndürme konusunda
matematiksel yaklaşım şöyledir (Şekil A): Bahsettiğimiz yöntemle
x ve y koordinatlarını vererek bu noktanın konumunu saptarsak,
başka yönden bakan bir başkası da aynı şekilde fakat kendi
konumuna göre aynı noktanın konumunu x' ve y' olarak
tanımlayacaktır. O hâlde bizim x' koordinatımızın öteki kişi
tarafından hesaplanan iki koordinatın bir karışımı olduğunu
anlayabilirsiniz. Dönümün bağlantısı; x için x' ve y', y için y'
ve x' karışımı bir ifade olacaktır. Kanunlar o şekilde
yazılmalıdır ki, böyle bir karışım yapıp denklemlerde yerine
koyduğumuzda denklemlerin şekli değişmesin. İşte simetrinin
matematiksel ifade yolu budur. Denklemleri bazı harflerle
yazarsanız; harfleri x ve y yerine farklı bir x olan x' ve
farklı bir y olan y' ile değiştirme yöntemi, yani x ve y
cinsinden formüller vardır. O zaman denklemlerin görünümü
aynıdır, yalnızca harflerin üzerinde (') işareti vardır. Bu,
öbür kişinin o şeyi benim gördüğüm şekilde, yalnızca öbür tarafa
çevrilmiş olarak gördüğü mânâsına gelir.
Şimdi de fizik kanunlarının simetrik olmadığı misallere
göz atalım:
Simetrik olmayan ilk fizik kanunumuz, "Ölçek Değişimi"dir. Arada
sırada gazetelerde veya dergilerde maharetli birisinin kibrit
çöpleriyle bir katedral yaptığını -birkaç katlı gotik bir
katedral- okumuşsunuzdur. Neden kalın kütüklerden buna benzer
büyük ve aynı şekilde süslü ve ayrıntılı katedraller yapmaya
kalkışmıyoruz? Cevabı şu: Öyle bir şey yaparsak o denli yüksek
ve ağır olur ki, çöker. İşte burada daha önceden bahsedilen
önemli bir nokta var: İki şeyi kıyaslarken sistemdeki her şeyi
değiştirmemiz gerekir. Kibrit çöpleri ile yapılan küçük katedral
yer'e doğru çekilmektedir. Kütüklerden oluşan büyük katedral de
daha büyük bir dünyaya doğru çekilmelidir. Yazık! Daha büyük bir
dünya daha fazla çeker ve çöpler kırılır.
Ölçek değiştirildiği zaman fizik kanunlarının değişmez
olmadığını ilk keşfeden Galileo olmuştur. Galileo, kemik ve
çubukların dayanıklılığını tartışırken daha büyük bir hayvan
için -iki katı eninde, boyunda ve kalınlığında diyelim- daha
büyük bir kemik gerektiğini söyledi. Ağırlığın sekiz kat
olacağını ve sekiz kat daha dayanıklı bir kemiğe gerek olduğunu
ileri sürdü. Çünkü bir kemiğin taşıyabileceği yük, onun kesitine
bağlıdır; kemiği iki kat büyütürseniz kesit alanı dört kat artar
ve ancak dört kat fazla bir ağırlık çeker. Ancak bazı fizik
hâdiselerinde ölçek değiştirildiği zaman matematik modelde
değişme olmamaktadır. Bu tip fiziksel hâdiseler için, 'ölçekleme
simetrisini kabul ediyor' denmektedir.
Simetrik olmayan fakat bir hayli ilginç olan bir fizik
kanunu da "yansıma" problemidir. Diyelim ki bir saat yaptınız.
Biraz ötede de birincisiyle aynı görüntüde olan başka bir saat
yapınız (tıpkı sağ ve sol eldiven gibi). Birisinde bir yönde
dönen yelkovan, diğerinde ters yönde dönüyor. İkisini de aynı
anda kurup bırakırsanız acaba hep birbirleriyle uyumlu
çalışırlar mı? Bu konudaki cevaplarınız müspet yönde olacaktır.
Eğer saatler yerçekimiyle çalışsaydı, aynı uyumda çalışmaya
devam ederlerdi. Elektrik veya manyetik alanla çalışsalar yine
aynı olurdu. Saatlerin çalışması için nükleer bir reaksiyon
gerekseydi yine bir değişiklik olmazdı. Fakat değişiklik yapan
bir şey vardır; bunu şöyle açıklayabiliriz:
Polarize bir ışığı sudan geçirerek, sudaki şeker
yoğunluğu saptanabilmektedir. Suya, ışığı ancak belirli bir
eksende geçiren bir parça polaroid koyarsanız, ışığın giderek
derinleşen şekerli sudan geçmesini sağlamak için, öbür uçtaki
polaroid maddeyi giderek daha fazla sağa çevirmemiz gerekir.
Sudan geçen ışığı öbür yöne çevirirsek dönme yine sağa doğru
olacaktır. Saatlerde şekerli su ve ışık kullanabiliriz. Bir su
tankımız olduğunu ve ondan ışık geçirdiğimizi farzedelim. İkinci
polaroid parçasını da ışığın ancak geçmesini sağlayacak kadar
döndürdüğümüzü düşünelim. Sonra ikinci saatimiz için ışığın sola
doğru dönmesi umuduyla, birinciye tekabül eden düzeni kuralım.
Ama ışık sola dönmeyecek, yine sağa dönecek ve sudan
geçmeyecektir. Demek ki şekerli su kullanarak iki saati farklı
yapabiliyoruz.
Fizik kanunlarının sağda ve solda hep aynı olup
olmadıkları sorusunu daha iyi tecrübe etmek için meseleyi şu
şekilde ele alabiliriz:
Mars'ta yaşayan birisiyle telefon bağlantısı kurduğunuzu
ve ona dünyadaki nesneleri izah etmek istediğinizi farzedelim.
İlk olarak kelimeleri anlatmak için işe sayı kavramından
başlayabilirsiniz: 'Tik=bir, tik tik=iki, tik tik tik=üç,...vs.'
Böylece Marslı kısa sürede sayı kavramını anlayacaktır. Sonra
sırasıyla atomların ağırlıklarını ve orantılı ağırlıkları temsil
eden bütün sayı dizilerini söylersiniz; "Hidrojen:1,008,
(ardından) Döteryum, Helyum, vs" diye devam edersiniz. Marslı bu
sayılara bir süre baktıktan sonra, matematiksel oranların
elementlerin ağırlıklarının oranlarıyla aynı olduğunu fark
ederek, bu isimlerin elementlerin isimleri olduğunu
anlayacaktır.
Bu yöntemle onunla ortak bir dil oluşturabilirsiniz,
fakat size "sizlerin nasıl göründüğünüzü merak ediyoruz"
dediğini varsayalım. Siz "yaklaşık altı ayak boyundayız"
dediğinizde size "bir ayak ne büyüklüktedir?" diye sorar. Siz de
"çok kolay; altı ayak, on yedi milyar hidrojen atomu kadar
uzundur" dersiniz. Evet, bu bir şaka değil. Marslı ile aranızda
müşterek bir ölçek olmadığına göre kendinizi ona bu şekilde
anlatabilirsiniz. Marslı bize "içiniz neye benziyor?" diye
sorduğunda ona kalbi anlatır ve "şimdi kalbi hafifçe sol tarafa
koy" deriz. Ama maalesef Marslı solun ne taraf olduğunu
bilmiyor. Bunu da şu misalle açıklayabiliriz: Çekirdekteki yükün
bir arttığı ve elektronun açığa çıktığı bir çok radyoaktif
hâdise vardır. Meselâ, beta bozunması (desintegration). Burada
ilginç olan şudur; elektronlar çıkarken kendi çevrelerinde
dönerler. Bu dönmeyi ölçerseniz yönünün sol tarafa doğru
(arkadan bakıldığında) olduğunu görürsünüz. Bunu da Marslıya
"Dinle; radyoaktif bir madde, bir nötron al ve beta bozunması
sonucu ortaya çıkan elektrona bak. Eğer electron çıkarken
yukarıya doğru gidiyorsa, onun dönme yönünü sapta. Bu elektron
sırtından giriyor olsaydı dönme yönü sola doğru olurdu. Bu, solu
tanımlar. Kalp de oradadır" şeklinde açıklayabiliriz. Solu ve
sağı bu şekilde ayırdetme imkânı vardır.
Simetriler konusunda akla gelen başka bir soru da "her
parçacık için antiparçacık vardır; elektron için bu pozitrondur,
proton için de antiproton. Acaba madde için bir antimadde var
mıdır?" sorusudur. Bu, ilke olarak uygundur. Çünkü antimaddedeki
her atom, maddede olan atomların antiparçacıklarından oluşur.
Meselâ Hidrojen atomu bir elektron ve bir protondan
oluşmaktadır. Elektrik yükü negatif olan bir antiproton ile
elektrik yükü pozitif olan bir pozitronu birleştirirsek
antihidrojen atomu oluşur. Böyle bir şey gerçekte yapılmış
değil, ancak ilke olarak her madde için antimadde yapılabileceği
düşünülür. Peki antimadde, madde gibi mi davranır? Bildiğimiz
kadarıyla evet. Çünkü simetri kanunların biri de antimadde ile
yaptığımız bir şeyin madde ile yapılan aynı şeyle aynı yolda
davranacağı şeklindedir. Ancak bunlar bir araya gelirlerse
kıvılcımlar çıkararak birbirlerini yok ederler.
Bu hâdiseyle Marslı arasında bir bağlantı kurabiliriz.
Eğer Marslı antimaddeden yapılmışsa onun elektronları pozitron
olacağından ve ters yönde döneceklerinden Marslı, kalbi sağ
tarafa koyacaktır. Şimdi de Marslı ile yüz yüze görüşme
imkânımız olduğunu farzedelim. Ona doğru yürüyüp sağ elinizi
uzattığınızda, o da sağ elini uzatırsa her şey yolunda. Ama eğer
sol elini uzatırsa dikkat edin, birbirinizi yok edeceksiniz!!!
Sağ ile solu ayırdedebilmeyi beta bozunmasıyla
gerçekleştirebiliyoruz. Bu da doğada sağ ile solun % 99,99
olasılıkla birbirinden ayırdedilemeyeceği demek oluyor. Ancak
bu, aynı zamanda tamamen farklı tepetaklak, küçücük bir şeyin,
küçücük bir olgunun varolduğu anlamına geliyor.
İşte bu, henüz hiç kimsenin en ufak bir fikir
yürütemediği akıl ermez bir sırdır... |